Vezir nedir?

Osmanlı Türkleri'nde en yüksek askeri-mülki rütbenin adıydı. Tanzimattan sonra yalnız mülki en yüksek rütbe olarak kabul edilmiştir.

Diğer Arap devletlerinde ise başbakan adı yerine kullanılır. Çağdaş İslam devletlerinde ise bakan anlamına gelir. Osmanlılar'da 6-7 vezir Kubbe veziri diye bilinir ve vezir-i azamın yardımcıları sayılırlardı. Bazı beylerbeylerine de vezir rütbesi verilirdi. Vezirler daima «paşa» diye anılmıştır. Vezir Arapça bir kelimedir. Çoğulu “vüzera“dır. Mutlak anlamı günümüzde ki anlayışımıza göre “başbakan“dır.

Fakat Osmanlı Türkleri’nde en yüksek askeri-mülki (Tanzimat’tan sonra yalnızca mülki) rütbenin adı olmuştur. Diğer İslam devletlerinde “vezir” deyince başbakan anlaşılır. Çağdaş İslam devletlerinde ise “bakan” anlamına kullanılmaktadır: Maarif veziri, Harbiye veziri gibi. XVI. yüzyılın son yıllarına kadar vezir rütbesini taşıyanların sayısı 10, nihayet 12’yi geçmezdi. Bunların 6, 7’si “kubbe veziri” ünvanını taşırlardı. Vezir-i azamın (başbakanın) yardımcısıydılar. Hepsi Divan-ı Hümayun (kabine) üyesiydi ve belirli görevleri yoktu. Vezir-i azam gibi devletin her türlü işiyle uğraşırlardı.

“İkinci, üçüncü, dördüncü…» vezir şeklinde sıralanırlar ve yer açıldıkça derece derece yükselirlerdi. Taşradaki vezirler büyük eyaletlerin başlarındaki beylerbeyiler (genel valiler) idi. Beylerbeyilerin hepsine vezir rütbesi verilmezdi. XVII. yüzyıldan başlayarak vezir sayısı çoğaldı. Beylerbeyilerin çoğuna merkezdeki yüksek görevlilere bu rütbe verildi. Vezir rütbesini taşıyanların 50-60, belki daha fazla olduğu görüldü. Tanzimat’tan sonra bu ad mülki en yüksek rütbe sayıldı. Eşiti olan askeri rütbe sahibine “müşir = mareşal” dendi. Valilerin (genel valilerin), bakanların (nazırların), en yüksek saray görevlilerinin, büyükelçilerin bir kısmının rütbesi vezirdi. Vezirlere daima “paşa” denmiştir.

Vezirlik rütbesine yükselebilmek için mükemmel hizmet etme, iktidar ve ehliyet sahibi olma özellikleri aranırdı. Mir-i miran da denilen bir beylerbeyinin vezir olabilmesi için, sancakbeyliğiyle eyaletlerde uzun müddet hizmet ettikten sonra Rumeli beylerbeyi olması lazımdı. Ancak oradan vezirliğe geçebilirdi. Kanuni Sultan Süleyman zamanının sonuna kadar merkezdeki vezir adedi dörtten yukarı çıkmamıştı. Bundan sonra artarak yediye kadar çıktı. Sonradan vezir adedi daha da artınca, kubbe vezirliğinden hariç olarak bazı mühim eyaletlere (Bağdat, Budin, Yemen gibi) vali olarak vezirler gönderildi.

Daha sonra bu da kafi gelmediğinden eyaletler parçalandı ve birkaç sancak birleştirilip bir vezire verildi. Vezirliğe tayin edilenler evvela padişah huzurunda ve sonra da sadrazam tarafından kabullerinde hil’at giyerlerdi. Bundan sonra vezir tayin edilen zatın vezaret menşur veya beratı reisülküttab; nişan-ı hümayun takımı da nişancı tarafından alınarak konağına götürülürdü. Bu hizmetlerinden dolayı yeni vezir; reis efendiye, nişancı, mir-i alem ve çavuşbaşıya kanunen muayyen ve münasip hediyeler verirdi.

Kubbe vezirleri divan toplantıları sırasında veziriazamın sağında otururlardı. Divan-ı hümayunda işler çok olduğu zaman kubbe vezirleri veziriazamın izniyle tuğra çekerek nişancıya yardım ederlerdi. Kubbe vezirleri zaman zaman serasker veya serdar ünvaniyle sefere memur edilirlerdi. Böyle durumda maiyetine kapıkulu askerinden münasip miktarda yeniçeri, cebeci, topçu ve süvari askeri verilirdi. Ayrıca mali işlerini görmek üzere bir defterdar veya defterdar makamında bir hazine katibi bulunur ve kendi tezkirecisi de reisülküttab vazifesi görürdü.

Serdar vezir hareketinden itibaren divan kurar, dava dinlerdi. Maiyetindeki vazife sahipleriyle gideceği mıntıkalardaki azl ve tayin hususunda selahiyeti vardı. Dönüşünde yaptığı işler hakkında divan-ı hümayuna bilgi verirdi. Yine vezirler bir vazifeyle taşraya çıktıklarında, eyaletine gidinceye kadar yol üzerinde davalara bakmak ve karar almak selahiyetine sahiptiler. Aynı durum İstanbul’a dönen vezirler için de geçerliydi. Ancak, kendisi bir vezirin eyaletine uğrarsa orada davanın hallini ona havale ederdi.

Vezirler gelir bakımından büyük imkanlara sahip olup, bunların başlıca gelir kaynaklarını kendilerine tahsis edilen haslar teşkil ederdi. Fatih Kanunnamesi’ne göre; bir vezirin haslarının yıllık geliri 1.200.000 akçeydi. Bunlar diğer Türk İslam devletlerinde olduğu gibi ganimetlerden de pay alırlardı. Vezir, kendi hasının her beş bin akçelik geliri için sefere bir cebelü asker götürmeye mecburdu. Yaşı itibariyle hizmet yapamayacak bir dereceye gelen veyahut uzun tecrübelerle idari ve askeri aczi anlaşılan bir vezir, tekaüd edilerek kendisine geçinebilecek kadar tekaüd hasları veya bir mahallin mukataasından veya başka bir yerden muayyen bir para verilirdi.

Vezirler hakkında şikayet olur ve hakkındaki şüpheler sabit olursa, kendisinden vezirlik alametleri ve rütbeleri alınarak belli bir mahalde ikamete mecbur tutulurlardı. Eğer halka zulüm ettikleri duyulursa, muhakeme edilerek cezalandırılırlardı. Kalabalık maiyetlere sahip olan vezirlerin emirleri altında en az üç yüz kişi bulunurdu. Kapı halkı denilen bu maiyetin kalabalığı vezirin derecesini gösteren bir ölçüydü. Her vezirin dokuz kat mehterhanesi vardı. Fakat bu mehterhanede padişahlık alameti olan kös bulunmazdı.

Sözlükte "vezir" ne demek?

1. Osmanlılarda devletin bakanlık, valilik gibi yüksek görevlerinde bulunan ve paşa sanını taşıyan kimselere verilen ad.
2. Satrançta önemce ikinci gelen taş, ferz.

Vezir kelimesinin ingilizcesi

n. queen, vizier
Köken: Arapça

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç